Anadolu Nuh’un Gemisidir Yol Haritası Yusuf Kaplan izle

Anadolu Nuh’un Gemisidir – Yol Haritası | Yusuf Kaplan

Yusuf Kaplan ile ‘Yol Haritası’ programında Cumhuriyet’in ilk yıllarında edebiyat ne durumdaydı bu konuşuldu. Modern türk edebiyatı anlatıldı. Necip Fazıl Kısakürek’in yaptığı zihinsel devrime giriş amaçlı öncesi kabilinden çağdaş türk edebiyatı konuşuldu. Seküler Türkiye Cumhuriyeti meşrutiyet döneminde ve devlet tarafından desteklenen edebiyatın ürünüdür, dedi Yusuf Kaplan ve ilave etti, Türkiye Cumhuriyeti’ni roman kurdu. Romanın imparatorluğudur, devletidir. Türk romanının büyük isimleri cumhuriyetin kurulmasında büyük rol oynamışlardır.

Yusuf Kaplan yine bu bölümde;
Yakup Kadri Karaosmanoğlu başta olmak üzere. Tabi aynı zamanda tartışmıştır. Ne kadar rejimin sözcüsü gibi olsa da aynı zamanda alta alta tartışmıştır.


Halide Edip Adıvar resmi romancı gibi çalışmıştır. Vurun Kahpe’ye böyle bir romandır. Sonra rejimle araları açılmıştır. Amerikan muhipleri hikayesinin başını çekmişlerdir. Devlet gidiyor, koskoca devlet gidiyor Anadolu havzasına sıkışmış bir devlet var. Bu yüzden her yönden çok fazla mülteci gelmiştir Anadolu’ya.. Anadolu nuhun gemisi olduğunu bir kez daha ispat etmiştir. Balkanlardan kafkaslardan gelen.. Türk toplumu aynı zamanda hicret toplumu. Göçebe bir toplum, tarihi kodlarında bu var. Sadece Balkanlardaki Kafkaslardaki insanların değil, Endonezyanın, Afrikanın, Somalinin de yurdudur Anadolu.


Burada bizim dünyamız yıkıldı, Gökkubbe çöktü, bir kültürel inkar yolculuğu gerçekleşti, bu Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ifadesi. Ahmet Hamdi Tanpınar rejimin adamı ama sığ bir adam değil. Ahmet Hamdi, Mehmet Akif ‘in nefes alamadığını gördü. Mehmet Akif memleketi terk edecek adam mı? İstiklal Marşı’nı yazan adamın istiklali yok. Oradan çıkacak edebiyat propagandist bir edebiyattır.

Şevket Süreyya Aydemir cumhuriyete kadro yetiştiren kadro hareketinin kurucularından birisi. Şevket Süreyya Aydemir’in son kitabı, ‘inkılap ve kadrodur’ Orada bir cümlesi var, ‘her şeyi yıktık yerine yeni bir şey koyamadık.’ bitti.

Şerif Mardin’de ‘modernleşme türklerin islamiyetten uzaklaştırılmasıdır’ demişti. Gelinen nokta kaçınılmaz olarak burası olacaktı.

Tarih yapan bir toplumun tarihte tatil yapan bir toplum halinde dönüştürülmesidir bu proje.

Rusya’daki edebiyatın, tiyatronun, sinemanın propagandist olduğunu görüyoruz. Ayzenştayn, Pudovkin ve bütün genç kuşak hepsi devrimci adamlar ama marksizm yapıyorlar. Türk gençliği bundan etkileniyor mu çok etkileniyor. Mesela Muhsin Ertuğrul sinemayı kuran adamdır, fakat Moskova’da bulunmuştur. Sinema üzerinden sistemin propagandasını yapmak için. Tek parti iktidarında tek adam sineması icad edildi.

Romancılardan Halit Ziya Uşaklıgil, Halide Edip Adıvar, Yakup Kadri Karaosmaoğlu, Reşad Nuri Güntekin, bunlar Türk Romanın enleridir. Bunlar rejimin oturmasında büyük rol oynamıştır.
Mesela Çalıkuşu tam bir propaganda romanıdır.

Meşrutiyette oluşan kadro tasfiye edilmiş olmasaydı büyük bir atılım yaşanabilirdi. Cumhuriyette kıyısından geçebildik mi hayır tabi ki.. Ahmet Haşim çok büyük bir şairdir. Bizim hayallerimizi, rüyalarımızı Yahya Kemal ile birlikte bize anlatan adamlardır. Yahya Kemal sadece bir şair değildir, bir düşünürdür, tarih felsefecisi, bir şehir felsefecisi. İlginç olan şu, Paris’e gidiyor, Sorel ile tanışıyor. Sorel Fransız milliyetçiliğinin fikir babası.. Yahya Kemal Paris’e gidiyor duvara çarpıyor eve dönüyor. Paris’e gidip eve dönen yok.

Bizim dünyamız çalıntı bir dünya, alıntı bir dünya değil. Köklere inemedikleri için göklere yükselmemizi sağlayabilecek modern bir edebiyat inşa edilemedi.

dedi…

İnsan Nasıl Öğrenir? – Biri Bir Gün | Serdar Tuncer

Serdar Tuncer ile “Biri Bir Gün” kendine has üslubuyla kaldığı yerden devam ediyor. Bu bölümde Serdar Tuncer “1000 Akçeye 1 Söz” hikayesini anlatıyor.

Her hafta birbirinden güzel ve birbirinden farklı hikayelerle izleyicilerini kıssadan hisse almaya davet eden Serdar Tuncer bu hafta “1000 Akçeye 1 Söz” hikayesini anlattı.

İnsanoğlunun rızkını temin etme peşinde en az bugünkü kadar koştuğu devirlerden birinde, bir adamcağızın yolu gurbete düşmüş. Düğününün hemen sonrasında geldiği diyar-ı gurbette gece dememiş, gündüz dememiş, çalışmış.

Geride bıraktığı yeni gelinin hayali ciğerini yaka dursun, bu ev parası, şu arsa parası, öbürü mal melal için derken, adamcağız tam on sekiz sene kalmış gurbet elde. O devrin parasıyla da üç bin akçe biriktirmiş. Cümle ihtiyaçları karşılayıp, ufaktan bir iş kurmaya da yeter bu para, diye düşünerek, memleketine gidecek ker-vanın yolunu gözlemeye başlamış.

Nihayet vakit gelmiş, parasını koynuna saklayıp, aldığı hediyeleri devesine yüklemiş, bin bir hayalle kervana katılmış, düşmüş yollara.
Üç beş gün gittikten sonra, kervanın konakladığı bir kasabada meşgale olur, hasretini dindirir diye çarşıyı dolaşmaya çıkmış. İnsan varacağı yere yaklaştıkça yollar uzamaya başlar ya… Zaman geçsin diye sağa sola bakıp dolanırken, biraz öteden gelen bir ses dikkatini çekmiş:

  • 1000 akçeye bir sööz, 1000 akçeye bir sööz…

Yanlış mı duydum, diye bir daha kulak vermiş, hayır… Kendisinin canını dişine takıp altı senede kazandığı paraya bir tek sözü satıyorlar! Ne garip adamlar var şu dünyada, demiş kendi kendine, kim bir söze 1000 akçe verir ki?..
Önce üstünde durmamış adam. Lâkin kervana doğru yola koyulduğu sırada bir merak ateşi düşmüş içine, kafası karışmış:
Acaba nasıl bir söz bu? 1000 akçe istediklerine göre kim bilir ne kadar kıymetlidir!.. Boşveer, söz değil mi hepsi hepsi? Altı sene çalıştım, dile kolay altı sene o para için ben… Müşterisi olmasa bu adam da bu işi yapmaz ki canım… Evi yapıp işi kurmaya 2000 akçe de yeter, toprağı biraz az alıveririm. Acaba bu söz ne ki?..
Böyle kendi kendine söylene söylene söz satan adamın yanma kadar gelmiş, 1000 akçeyi uzatıp, söyle demiş, o sözü ben alıyorum. 1000 akçeye bir söz satan adam yaklaşmış bizimkinin kulağına, kimselerin duyamayacağı bir sesle fısıldamış:

  • Kaderde ne varsa o olur…

Sözü duyunca rengi atmış, benzi uçmuş garibin, ben bunu zaten biliyordum da diyememiş. Neyse… Hayal kırıklığına rağmen aldığı sözü bir mücevher gibi 2000 akçesinin yanma koymuş, kervana doğru yürüme ye koyulmuş. Adamcağız tam çarşıdan çıkacakken, birinin daha şöyle bağırdığını işitivermiş:

  • 1000 akçeye bir söööz, 1000 akçeye bir sööz…

Kendine kızmayı bırakıp, bu kasabaya, bu çarşıya, bu adamlara söylenmeye başlamış. Başlamış ama merak bu kez ümitlerin bohçasına sarılarak düşmüş yüreğine. Kaybetmenin acısı kazanma arzusuyla birleş ince akıl terk eder sahibini. Bizimkinin aklı da, bu sebeple olsa gerek, terk etmiş onu.
Belki bu defa bu paraya değecek bir sözdür… 1000 akçem gitti zaten… Oturduğumuz ev de fena değil aslında… Köy yerinde bin akçe neyimize yetmiyor… Derken, uzatmış parayı, söyle bakalım efendi, demiş, neymiş bu kadar değerli söz?
Parayı alan adam, kimsenin dinleyip dinlemediğini kolaçan ettikten sonra sözünü söylemiş:

  • Beyim, gönül neyi severse güzel odur…

Eski zaman hikâyelerine aşina iseniz, kalan 1000 akçenin de bir başka söze verildiğini tahmin etmekte güçlük çekmeyeceksiniz. Uzatmayalım, bizimkinin son 1000 akçesini de koynundan pır diye uçuran son söz de şöyleymiş:

… devamı videomuzda

Gurbet Elde Hasta Düştüm Ağlarım – Çıktım Erik Dalına | Ahmet Özhan

Ahmet Özhan ile “Çıktım Erik Dalına” kendine has neşesiyle kaldığı yerden devam ediyor. Bu bölümde Orhan Gencebay’ın “Gurbet Elde Hasta Düştüm Ağlarım” eseri şerh ediliyor.

Her hafta başka bir eserin sözleriyle izleyicilerini farklı yolculuklara çıkaran Ahmet Özhan bu bölümde Gurbetten ve Hasretten bahsediyor.

Eserin sözlerini şerh eden Ahmet Özhan şunları söyledi;

Gurbetten kasıt nedir? Gurbet, vatanı asliyeden uzak kalmadır. Gerçek vatanımızdan ayrı kalmadır. Oraya hasrettir.

Biz gayret göstermekle mükellefiz. Biz seferle emrolunduk, zaferle değil. Zafer Allah’a ait.

Gurbet bir hastalıktır ve ağlamayı icab ettirir. Yeisi icab ettirir. Ama bu ağlama ve yeise düşmek bize doğru yolu bulmamız için de bir fırsattır aynı zamanda bunu unutmamak lazım.

Şu gönül kahrını çekemez oldum. Bu ikiliği çekemez oldum. Gönül kahrından kasıt ikiliktir. Gönlün bir kısmı dünyayı ister, gönlün bir kısmı da bir türlü tatmin olamaz. Biz kalırız iki arada bir derede.

Açılmış yarama ateş bağlarım. Bu dünyaya gelmek demek yaranın açılması demek.

Çaresi var mı? Var. Olmaz olur mu? Bir güzelin mecnunuyum efendim. İşte Mecnun oldun mu çareyi bulmuşsun demektir. Leyla’n var mı? Maşuk’un var mı? Sevdan var mı? Ondan haber ver. Sevda bizatihi merhemdir.

Sel bastı ovamı yıkıldı bendim. Nefsani bütün arzular, bütün istekler, dünyevi bütün şartlanmalar üstüme geldi seller gibi bastı aldı götürdü herşeyi. Ova gönüldür. Çünkü ovada neşv-ü nema bulur bütün hayat.

Derdimi bilmiyo’m ben kendi kendim. Bilemezsin kendi kendine…

Mürşid gerektir bildire
Hakk’ı sana hakka’l-yakîn
Mürşîdi olmayanların
Bildikleri gümân imiş

Sana Hakk’ı hakka’l yakın bildirecek bir rehbere ihtiyacın var. Derdimizi biz kendimiz bilemeyiz. Bizim derdimizi teşhis edecek ve tedavi edecek bir bilene ihtiyaç vardır.

Eserin Sözleri;

Gurbet Elde Hasta Düştüm Ağlarım

Gurbet elde hasta düstüm, ağlarım
Şu gönül kahrını çekemez oldum
Açılmış yarama ateş bağlarım
Aşk sırrını yâre açamaz oldum
Açılmış yarama ateş bağlarım
Aşk sırrını yâre açamaz oldum

Bir güzelin mecnunuyum efendim
Sel bastı ovamı, yıkıldı bendim
Derdimi bilmiyo’m ben kendi kendim
Dert ile sevinci seçemez oldum
Derdimi bilmiyo’m ben kendi kendim
Dert ile sevinci seçemez oldum

Kaşların kemandır, kirpiğin oktur
Bilinmez dertlerin sayısı çoktur
Bilirim sevdiğim ettiğin haktır
Gönül sana bağlı, kaçamaz oldu
Bilirim sevdiğim ettiğin haktır
Gönül sana bağlı, kaçamaz oldu

Bir güzelin mecnunuyum efendim
Sel bastı ovamı, yıkıldı bendim
Derdimi bilmiyo’m ben kendi kendim
Dert ile sevinci seçemez oldum
Derdimi bilmiyo’m ben kendi kendim
Dert ile sevinci seçemez oldum

(Orhan Gencebay)

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu