Çobanın Aşkı, Biri Bir Gün Serdar Tuncer

Çobanın Aşkı Biri Bir Gün Serdar Tuncer

Serdar Tuncer ‘in kendisine has yorumuyla ekrana gelen Biri Bir Gün ‘de bu hafta çok sevilen ‘Çobanın Aşkı’ hikayesi yer aldı. Aradığını erenelerin diz dibinde bulanlar diyerek başladı sohbete Serdar Tuncer.

Ve ekledi bir zaman,
‘Yar dizini memleket bilene
Yer yüzü gurbet olur’
demiştim. Bunu hakiki aşıklar bilir.
Dertliyim demekte böyledir. Hakiki dert sahibini görünce, seninkinin dert olmadığını göreceksin.
Yer yüzünde neden eksiklikler tamam olmuyor. Ama bütün noksanların bir tek sebebi vardır.
Bunu da bizim Yunus söylemiş. ‘Aşk gelicek bütün noksanlar tamam olacak.’
Hz. Mevlana diyor ki; ‘Benim iki gecem ikisinde de uykusuzum. Biri sensiz olduğum gece, biri senle olduğum gece.’

Çobanın Hikayesi …

Aşıktı Çoban. Sevgilisinin isminden başka bir şey bilmediğinden mi, konuşmaya mecali olmadığından mı bilinmez, arkadaşına anlatıyordu halini:

– Gözlerim günlerdir uyku görmedi, yemiyorum, içmiyorum, işi gücü, gecem gündüzüm havam suyum o kız oldu sanki. Ne desem kâr etmiyor, son bir çare diye geldik sana. Arkadaşı “sen bir garip çobansın, o padişahın kızı, davul bile dengi dengine” dedim ya, dinlemiyor efendim, ama herhalde aşkın gözü kördür diye de buna diyorlar, değil mi?…

Arkadaşı çobanı almış kulübede yaşayan ihtiyar adamın yanına götürmüş.. İhtiyar dinlemiş çobanı ve sonra
– Kolay evlat kolay, dedi ve tane tane anlatmaya başladı.

Aşık genç, ihtiyar adamın anlattıklarını dinledikten sonra, her şeyin bittiği anda başlayan son ümide sımsıkı sarılanların o saf ve tertemiz teslimiyetiyle:
– Sahiden bu kadar kolay mı efendim, dedi, yani o mağarada elimde tesbih, kırk gün Allah dersem sevdiğime kavuşabilir miyim, onunla evlenebilir miyim?

– Evet, dedi bilge, kırk gün o mağarada gece gündüz Allah diyeceksin, kırk gün sonra padişahın kızı senindir.

İki dost hemen yola çıktılar, aşık çobanın yüzüne kan, dizlerine derman, yüreğine yeniden can gelmişti. Arkadaşına sarılıp, elinde tesbih, gönlünde aşk, yüzünde ümit çiçeklerinden örülme bir tebessüm, mağaranın yolunu tuttu. Gelir gelmez hiç vakit kaybetmeden diz çöktü, dualar etti, gözlerini kapattı, kalbini padişahın kızına bağladı, eline tesbihi aldı ve dudakları kıpırdamaya başladı: Allah, Allah, Allah…

Günler günleri padişahın kızının hayaliyle tespih taneleri gibi kovalayadursun, mağaranın yakınındaki köyleri bir söylenti çoktan sarmıştı. Herkes birbirine karşı dağdaki mağarada gece gündüz Allah diyen gençten bahsediyordu. Cami çıkışında ihtiyarlar, çeşme başında kadınlar, tarlada işçiler, top oynarken çocuklar, herkes onu konuşuyordu:

– Şu karşı mağarada bir genç varmış, kendini Allah’a adamış, gece gündüz durmadan Allah diyormuş, Allah Allah…”

Aşık dostunun ne halde olduğunu merak eden genç çoban, mağaraya geldiğinde üç hafta geride kalmıştı bile. Bizimkinin gözleri kapalıydı, dudaklarının da kıpırdamadığını görünce, uyuyakaldı herhalde diye düşündü. Tespih tanelerinin parmaklarının arasında dolaşmaya devam ettiğini görünce de, bu nasıl uyku diye sordu kendine. Bu sırada gözlerini açan genç adam, karşısında arkadaşını görünce, günlerdir yalnızlığıyla paylaştıklarını birbiri ardına anlatmaya başladı: Kırk günün yarıdan fazlası geçmişti, o durmadan Allah diyordu, ama ne padişahın kızı vardı, ne bir haber, ne bir ümit kırıntısı… Acaba, diyecek oluyor, yutkunuyor, hayır diyor, tespihine bakıyor, bir kalp gibi atan sağ el işaret parmağını sabitlemeye çalışıyor, avuçlarını sıkıyor, gözleri doluyordu. Vedalaştılar.
Kırk günün dolmasına üç-beş gün kala, mağaradaki dervişin namı bütün ülkeyi sarmış, nihayet sarayın koridorlarında konuşulur olmuştu.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu